Bilgi:
Renkli Kadınların Buluştuğu Platform... Siz de hikayenizi yazın yayınlayalım...


Ayça Güçlüten’den 3. Kitap: Disko Topu

Ayça Güçlüten’den 3. Kitap: Disko Topu

Ayça Güçlüten, İthaki Yayınları tarafından yayımlanan üçüncü kitabı Disko Topu için “Çocukluğumda sık sık gördüğüm, o zamanlar küçük ve dar bakışımla anlamlandırmakta güçlük çektiğim, sonrasında hakkında anlatılanları dinlediğim, sokaklarda yaşayan bir kadından yola çıkarak oluşturdum Disko  Topu’nu” diyor…

 

Gazeteci, yazar Ayça Güçlüten’in üçüncü kitabı Disko Topu İthaki Yayınları’ndan çıktı.. Güçlüten kitaba dair “Bu dünyayla aynı dili konuşmayan, aynı pencerelerden bakmayan ve aynı kapılardan geçmeyen, çoğunluğun ezberi dışında kalan yönleriyle, alışılmışın dışında görme biçimleriyle bilinç dışındaki asıl dünyasına körü körüne bağlı bir kadın. Topluma göre ise belki de sadece öteki” diyor…

Ayça Güçlüten, bu kitaba gelene kadarki okuma serüvenini şöyle anlatıyor:

İçinde “okumak” ve “yazmak” eylemleri olduğu için gazeteci olmaya karar verdiğimde 12-13 yaşlarındaydım. Buna yol açan aslında okumaktı tabii; okudukça yazıya tutuluyorsunuz. Yaş 20 oldu ve dergici oldum. Yazma çabası gizli saklı, çöp kovasında buruşturulmuş kağıt odaklı devam ederken kırılma noktası, 2004 yılında katıldığım Macit Koper Atölyesi oldu. Senaryo Yazarları Derneği (SENDER) tarafından düzenlenen atölyede yazıya bakış açım bambaşka bir boyuta geçti. Senaryo, bir yazı tekniği olarak aklımı da kalbimi de aldı. Atölyeden arkadaşlarımla bir yazı grubu kurduk ve bir sit-com projesi hazırladık hatta; çekim aşamasına dek gelen ama masada kalan. Bu deneyim de önce tatsız, sonrasında iyi gelmiştir.

UYKUSUZ GECELERDEN UYKUSUZ’A…

2014’te roman olarak basılan UYKUSUZ’un süreci o atölyede başlamıştır. Tesadüf ya da tam kurgu değildir; nedeni halen içimde muammadır ama ciddi bir uykusuzluk sorunu yaşıyordum. İşime de geldi açıkçası ve defalarca yıkılan, bir senaryo olmaya yanaşmayan bir öykü oldu Uykusuz. Aklına fikrine, okurluğuna güvendiğim insanlar hep bir roman olması gerektiği yönünde ısrarlı oldular. Direnmeyi bıraktım ve hayli uzun süre roman haline getirmeye gayret ettim. Sonrası yayınevlerine gönderim süreci. Şimdi sayamayacağım kadar çok ret geldi Uykusuz’a. Ben de pes ettim. O sıralarda Postiga Yayınları (bir arkadaşın kendilerine dosyayı iletmesi sonucu) basma talebiyle geldi.  Şunu belirtmem fayda var: Senaryo tekniği bana farklı görme biçimleri kazandırmıştır. 2010 yılında dostum Şenay Gürler’in oynadığı tiyatro oyununda metin asistanlığı yapmak da oyun okumaya sevk etti beni. Bunlar çok besleyici ve karakter çalışma yönünde faydalı oldu.  Tiyatroyla ilişkim birkaç yıl daha devam etti. Gnelev adlı bir grubun bünyesinde çalıştım.

“PEÇETELERE YAZDIKLARIM KİTABA DÖNÜŞTÜ…”

İkinci kitap ODA’nın (basım yılı 2016 olan bu kitap aslında Uykusuz’dan da eskidir; yıllarca peçetelere, defter arkalarına, sigara paketlerine yazmış olduğum parça metinlerden oluşan bir çalışmaydı) basıldığı yıl PULBİBER dergisinde yazmaya başladım. Yazı hayatım için önemli bir dönemdir. Periyodik olarak serbest yazmak farklı bir ritimdi. PULBİBER’in yayın hayatı yazık ki uzun ömürlü olamadı. Dijitalde de devam ettik bir müddet ama ben tam zamanlı başka bir yerde çalışmaya başlayınca bırakmak durumunda kaldım. Arşiv şuradadır: http://pulbiberdergi.com/yazar/ayca/

Yazı ile yolculuk sırasında odaklı ve ısrarlı olunca sadece kendi yazdıklarınızla değil başka metinlerle de kesişiyorsunuz. Ruhun Gıdası Kitaplar ile de böyle rastlaştık. YENİLİR BU HAYAT adlı kolektif öykü kitabının editörlüğünü üstlendim. 2017’de yayımlanan kitabın içinde benim de bir öyküm yer alıyor. Ayrıca iki kurumsal kitabı da 2015-2017 yılları arasında yayına hazırladım.

“BENİM İÇİN ÖZEL BİR HİKAYEDEN ÇIKTI DİSKO TOPU…”

Nisan 2017’de okurla buluşan DİSKO TOPU da yine dönüşüm geçirmiş bir metin. Oyuncu arkadaşım için bir tiyatro oyunu olarak 2015’te kaleme almıştım. Tıpkı Uykusuz’da olduğu gibi teknik sorunlar yaşadım; bir oyun yazarı olmadığım için sıkıntılar yaşadım. Nihayetinde benim için özel bir yeri olan bu hikâye gövdesine kavuştu. Kimse görünmez, kimliksiz, daha önemlisi değersiz değil. Ve herkes kendi dünyasını ne pahasına olursa olsun kurar. Çocukluğumda sık sık gördüğüm, o zamanlar küçük ve dar bakışımla anlamlandırmakta güçlük çektiğim, sonrasında hakkında anlatılanları dinlediğim, sokaklarda yaşayan bir kadından yola çıkarak oluşturdum Disko Topu’nu.  Halen okuma-yazma öğreniyorum yani. Burada okuma-yazma (özellikle) okuma hayata dair, bugüne dek haddinden fazla ilgilendiğim ve fazlaca abarttığıma kanaat getirdiğim benliğime dair. Şu ‘ben’ olmak derdimizin yarattığı yüklerden bahsediyorum. Evet, önemliyiz her birimiz ama kimlik avımız müthiş boyutlara ulaştı; kendimizle baş edemez duruma geldik. Bu hikâyenin kahramanı ben olmayı kendince kurgulayan, kendi yöntemleri, dili, kendi göme biçimleriyle harmanlayan biri. En azından gayret ettim onu anlatmaya. Bu da benim cüretimdi…

Manşet Fotoğrafı: Nazlı Erdemirel (Artfulliving)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM