Bilgi:
Renkli Kadınların Buluştuğu Platform... Siz de hikayenizi yazın yayınlayalım...


Hacer Aydın, Sürgün Kadınlar Vadisi’ni Yazdı…

Hacer Aydın, Sürgün Kadınlar Vadisi’ni Yazdı…

Gezgin-fotoğrafçı Hacer Aydın, geçtiğimiz mayıs ayında bin bir zorluk çekerek gittiği Nepal’in Jumla bölgesinde yüzyıllardır süren Chhaupadi geleneğini (regl olan kadınların ev dışına çıkarılması) araştırarak Magma Dergisi’ne yazdı… İşte Aydın’ın yazısı…

Jumla, Nepal’deki en az gelişmiş bölgelerden biri. Manzara muhteşem ama hayat zordur oralarda. Orta batıda yer alan Jumla henüz gezginler  tarafından keşfedilmediği için bilinmiyor. Umarım hiç keşfedilmez ve olduğu gibi kalır. Dünyanın en kaliteli kırmızı pirincinin yetiştirildiği vadi aynı zamanda elmalarıyla da oldukça meşhur. Yeşilin her tonunun olduğu pirinç tarlaları “işte huzur buymuş”  dedirten güzellikte.

Jumla, doğa yürüyüşçülerinin Mugu, büyüleyici Rara Gölü ve Dolpa’daki Shey Phoksundo Milli Parkı’na gitmek için de başlangıç noktası. Bu yazdığım yerler Himalayalar’ın oldukça özel yerleri. Buralara gitmek için yüksek ücretlerle devletten izin almak gerekiyor. 2500 metrelerde bulunan Jumla’dan yürüyüşe başladığımda sanki bir zamanda yolculuğa çıkmış gibiydim. Köylere yürüyüş yolları hep bir nehir boyunca sürmüştü. Yol; yeşil ormanlar, güzel köyler, Himalaya zirvelerinin muhteşem manzaraları ve alabildiğince pirinç tarlaları görüntüsüyle insanı alıp alıp başka diyarları götürüyor.

Jumla aynı zamanda Nepal dilinin doğduğu topraklar. Sinja  vadisi olarak bilinen Jumla’nın üzerinde bir yer var. Sinja, 12. ve 14. yüzyıllardan bu bölgeyi yöneten Khasa krallığının eski bir başkentiymiş. Bu bölgeyle ilgili bir çok antropolog, jeolog, dilbilimci aylarca incelemelerde bulunmuşlar. Tarihi, coğrafi durumu ve Karnali halkının kültürü ve dili üzerine kitaplar yayınlamışlar. Nepal dilinin orada doğduğuna dair kalıntılar bulunmuş.

Sinja Vadisi UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine alınmış.  Benim dileğim o el değmemiş kültürün sonsuza kadar aynı şekilde yaşaması.

Bu güzel vadiye ulaşmak gerçekten çok zor. Jumla’ya uçak, otobüs veya cip ile ulaşılabilir. Havayolu oldukça pahalı olduğu için ben karayolunu tercih etmiştim.

Nihayet şu ulaşılmaz muhteşem yolculuğa çıktım. Günlerdir konuşmadığım insan kalmadı. Bu yolculuğa hiç kimse çıkmak istemiyor. İsteyen de uçuk uçuk fiyatlar istiyorlar. Canınız isterse dedim ve tek başıma yola çıktım. Bindiğim otobüs evet otobüsün içi Allahım nasıl kirli anlatamam. Ellerimi bir yerlere değdirmek istemiyorum. Önümdeki koltukta konuşkan iki kadın oturuyor. Kırmızı elbiseleriyle pek bir şıklar. Birisi nasıl da tatlı tatlı kafasını kaşıyıp duruyor. Birazdan aynı tatlı huzur bana da geldi. Yabancılar bu yolu genellikle uçakla yaptıkları için benim gibi otobüsle giden ayda yılda bir oluyor. Bileti aldığımda bana acıyarak bakmaları ondan. Ben macerayı seviyorum diyorum ancak. 20 saatlik bir yolculuktan sonra Hindistan sınırında bulunan Nepalgunj  şehrine ölmüş bir halde vardım. O gün dinlenip ertesi gün Jumla yolculuğuma başlayacağım.

Evett ertesi gün tekrar yollardayım. Otobüs daha tehlikeli olduğu için ben jipi tercih ettim. Yolu görünce neden hiç kimsenin gitmek istemediğini anlamış oldum. Dünyanın en tehlikeli yollarından biri olan Karnali Highway bu unvanını gerçekten hakkıyla elde etmiş. Daha önce merak edip videolara baktığımda, bir gece uyuyamamıştım. Bir adı da ölüm yoluymuş ve hatta okuduğum bir yazıda aynen şöyle diyordu. “Ölmek isteyen bu yola gitsin”. Yolun sonunda elde edeceğim ödülü düşününce ben ölümü göze alıp çıktım bu yola. Yol 10 yıl kadar önce ulaşıma açılmış ve sadece gündüzleri açık oluyor. Sayısız viraj döndük, kaç dağ aştık bilmiyorum. Yabancı olduğumu gören jip ahalisi önce bakıp bakıp durdular. Sonra hepsi beni sahiplenmeye başladı. Mola yerlerinde yemek, çay ısmarlayanların yanında bir de fotoğraf çektirme isteklerini seve seve yerine getirdim. 18 saatlik yolculuk sonrası hepsiyle kanka olmuştum. Daha önce bağlantı kurmaya çalıştığım bir gazeteci arkadaşın beni karşılamasını umut ederek yolculuğu tamamladım. Hiç bilmediğim bir yere gidiyorum ve ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. Katmandu’da beni vazgeçirmek isteyenlerin söylediğine göre ne kalacak, ne de yemek yiyecek bir yer yokmuş. Jip arkadaşlarım “eğer bir yer bulamazsam, onları arayabileceğimi” söyleyip beni rahatlattılar. Jipten indiğimde gazeteci arkadaşın beni beklediğini görmek dünyalara bedel oldu. Ertesi günün heyecanıyla yolun o yorgunluğu uçup gitti.

Sabah şöyle dünya gözüyle şu Jumla’ya bir bakayım dedim. Kıyısından yolculuk yaptığımız nehir tam da ortasından geçmekte. Asma köprülerle köylere ulaşılıyor. Etrafı dağlarla çevrili kasabanın manzarası gerçekten görülmeye değer. Benim bu tehlikeli yolu göze alıp gelmemin sebebi berbat bir kültürü yerinde görüp, bu ötekileştiren durumu birinci ağızdan, yani köylerde yaşayan kadınlardan ve genç kızlardan dinleme isteğimdi. Jumla hakkında bir başka ilginç şey, kültür ve geleneklerin çok iyi korunmuş olmasıdır. Chhaupadi denilen bu berbat kültürü öğrendiğim kadarıyla şöyle anlatabilirim.

Chhaupadi nedir?

Chhaupadi, Hinduizm ile bağlantılı ve kadınların menstruasyon döneminde kirli, dokunulmaz olduklarına inanan batıl inançtan gelen sistem. Nepal’in batısındaki regl dönemlerinde, kadınlar kirli kabul ediliyor ve aile üyelerinden uzakta 7 veya 5 gün boyunca kulübelerde veya çamurluklarda yalnız yaşamak zorunda kalıyor. Bu dönemde kadınların evden kulübeye sürgün edilmesi Chhaupadi olarak adlandırılmış.

Kadınların regl olunca yattığı yer…

 

Nepal’in kırsal bölgelerinde, insanların eğitimsiz kaldığı yerlerde, kadınlar menstrual günlerini yakındaki kulübede geçirmeye zorlanmakta ve kendi evlerine girmelerine izin verilmiyor. Girdikleri kulübeye de chhau goth deniyor. Ayrıca herhangi bir erkeğe dokunmalarına ve sağlıklı ya da besleyici yiyecekler yemelerine izin verilmez.

Benim gördüğüm kulübeler küçük, pis değil insan bir hayvanın yaşamayacağı yerlerdi. Bu gelenekle kadınlar böyle uygunsuz bir yerde kalmaya zorlanırlar. Kötü hijyen ve besleyici gıda eksikliği nedeniyle kadınların çoğu bu sağlıksız kulübelerde hastalanıp aralarında ölümler de oluyormuş.

Kirli kulübelerde uyumaya mecbur kaldıklarından, bu kadınlar sağlık sorunları ve diğer risklerle karşı karşıyadır. Kulübelerde yaşayan kadınlar her zaman ishal, zatürre ve solunum hastalıkları riski altındadır. Ayrıca kulübelerde yaşarken, aynı zamanda vahşi hayvanların saldırı tehlikesi de varmış. Kulübeleri gördüğüm için bu duruma hiç şaşırmadım.

Chhaupadi İçin Yeni Yasa Kabul Edildi…

Nepal Yüksek Mahkemesi, 2005’te geleneğe karşı bir yönerge yayınlamış, ancak bir mevzuatın eksikliğinden dolayı başarılı olamamış. Dünyadan ve Nepal içinden aktivistlerin yoğun çabaları sonucu, 9 Ağustos 2017’de meclis tarafından, chhaupadi’yi suç haline getiren yeni bir yasa tasarısı kabul edildi. Yasa 2018 ağustos ayında yürürlüğe girdi. Yeni yasa, bir kadını gelenekleri takip etmeye zorlayan herkese üç ay hapis cezası ve  3.000 Rupi para cezası vermeye zorluyor. Ayrıca bu dönemlerinde kulübelerde kalıp hasta olan kadınları tedavi etmeyecek.

Bu konuda konuştuğum kişilerin polisten ödleri kopuyor.  Sadece 1 yıl içinde 15, 19, 21 yaşlarında 3 kadın zehirli yılan sokması ve duman zehirlenmesinden ölmüş. Bu yılın son kurbanı ise 23 yaşında başka bir kadın olmuş. Geceleri inanılmaz soğukta ısınmak için ateş yakmış ve penceresiz kulübede dumandan boğulmuş. Bu ölümler genellikle geleneğin çok katı uygulandığı Achham, Bajura,Dotti, Bajang gibi yerlerde oluyormuş. Jumla’da bazı köylerde ise bu sistem esnemiş durumda.

7 gün yerine 5 gün dışarıda veya ayrı bir odada kalabiliyorlar. Dolaştığım köylerde bazı evlerde var bazılarında yok. Yan yana iki ev düşünün birinde var birinde yok. Belki 20-25 yıl sonra tamamen bitermiş. Yani kesin bir şey yok bir umut. Ama bazı köyler oldukça katı bir şekilde devam ediyormuş. Belki 40-45 yılda ancak… Acham gibi yerlerde bu sistemin kalkmasını umut etmek bile hayalmiş. Kalıkot ve Mugu arasında bir köy ise ilgimi çekti. Büyük bir mağara varmış. Regl olan kadınlar oraya gidip sığınıyorlarmış. Bu coğrafya yazın bile çok soğuk. O yüzden o mağara kadınları yağmurdan, rüzgardan ve vahşi hayvanlar koruyormuş.

Biraz da şu batıl inançlara bir bakalım.

Regl olan kadın bir su kaynağına dokunursa o su kurur. Bazı köylerde Chhaupadi dönemindeki kadınlara ayrı su kaynakları ayarlanıyormuş. Herkese açık hiçbir su kaynağına dokunamazlar.

Bir meyva ağacına dokunursa o ağacın kurur.

Hayvana dokunursa hayvan hastalanır.

Eve girerse aileden biri hastalanır.

Yiyeceklere, dini ikonlara, erkeklere dokunamazlar. Tapınaklara giremezler, düğün gibi eğlencelere katılamazlar.

Süt içerse hayvanın sütünün kesilir.

Kadınlar da Geleneğe Uyuyor

Geldiğimin ertesi günü orada ki arkadaşla hemen köylere yürüyüşe başladık. Asma köprülerden geçip o köy senin bu köy benim yürüyoruz. Arkadaşım köylülerle konuşuyor bilgi almaya çalışıyor ama nafile. Polisten korktukları için kimse yanaşmıyor. Kaç köy dolaştık, kaç tepeye indik çıktık bilmiyorum. Kasabaya dönerken yolda bir grup kadın oturmuş sohbet ediyorlardı. Onlarla hemen kaynaştım dokunarak sohbet etmeye çalıştım. Arkadaşım da burada olma sebebimi söyleyince bana yardım edeceklerini söylediler. Chhau goth’dan o gün çıkmış bir kız ve o gece girecek bir başka kız olduğunu söylediler. Bende ki mutluluğu tahmin edersiniz. Sonra hep beraber kadınların yanına gittik. Bana hemen 5 gün geçireceği kulübeyi gösterdi. Partail Pandey ve arkadaşı Shiva Laxmi Jaishi nasıl neşeliler anlamadım. Shiva hemen bana yatacağı yeri gösterdi. Kulübeyi görünce önce bir şok oldum. İçerisi o kadar karanlık ki, gözlerim alışınca ne olduğumu anlayamadım. Kapısından dört kat girilen kulübe 1 kişilik izbe bir yer. Kırık dökük bir sedir var duvarda ve üzerinde incecik kirlimi kirli örtü.

Shiva o gece orada yatacak. Ama hiç mutsuz görünmüyor aksine habire gülüyorlar. Bu gelenek berbat bir şey ama bizim kültürümüz ve uygulamak zorundayız. Eğer bu geleneği reddedersek tanrılarımızı kızdırmış oluruz. O zaman ailemize kötülük yapar. Kötü bir şey olduğunda (yılan sokması gibi) ilk suçlanacak bizler oluyoruz. Bunun gibi toplum baskıları sonucu o bölgede kadınların % 80 gibi bir oranı bu geleneğe uyuyormuş. Shiva;ya o gece kendisini ziyaret edip onunla kalmak istediğimi söyledim ve benden bir isteği olup olmadığını sordum. Ama gece gidemedim çünkü köy yürümeyle 2-3 saat uzaklıktaydı. Sonraki günlerde kulübeleri göründe bu isteğimden vazgeçtim.

Sabah 5.30 gibi kalkıp hazırlandım. Bugün uzak bir köye gideceğiz. Gazeteci arkadaşım Ram gelip beni aldı ve otobüs garajı denilen bir yere yürüdük. Bugün artık deli olduğuma iyice karar verdim. Allahım bu nasıl bir kir, ilk defa ağlamak istedim otobüsün kirini görünce. Bir de öndeki iki koltuğun ağzıma girecek kadar arkaya yatması cabası oldu. Söylendim ama nafile meğer koltuklar kırıkmış iple bağlamışlar. Hal böyleyken ben bu otobüsle 5 saat nasıl giderim derken yolculuk iptal oldu.

Tanrı iç sesimi duydu sanırım. Bugün bütün Nepal’de yollar kapanmış. Devlet uygulaması imiş. Paramızı alıp geri dönüşe geçtik. Rehberim bir arkadaşını arayıp motorunu istedi. Çocuk tamam demiş, biz de beklerken bir şeyler yiyelim dedik.

Motor geldi , biz de Tatopani denilen kasabaya gitmeye karar verdik.  3000 metrelerde otobüsle gelmeye korktuğum yollarda zıplaya zıplaya bir köye geldik. Henüz sabah ve insanlar yeni yeni kalkıyor. Yol kenarında gözlerimin gördüklerini görmenizi isterdim. Zaten bulaşık, çamaşır yollarda yıkanıyor (tabii kendileri de). Bugün gördüklerim ise acayip bir şeydi. Kadınlar göğüs hizasına kadar peştamala sarılıyorlar sonra üst taraflarını yıkıyorlar. Kadının birinin üst tarafı komple çıplak yıkanıyordu. Yanında 2 adam ise sadece külotla banyo yapıyordu. Buralarda kaç-göç olayı yok. Kadın memesini çıkarıp sokak ortasında çocuğunu emzirebiliyor, maalesef fotoğrafını çekemedim.

Tatopani’de biraz fotoğraf çekip karşıdaki köylere yürüdük. Yürüdük ama kimse yok. Kadınlar hep tarlalarda çalışıyor. Sonra bir kadın geldi, ona chhaupadi sistemini sorduk , oda bir kızı göstererek “ işte bu kız akşam dışarıda yatacak” dedi.

14 yaşındaki Kalika nasıl güzel bir kız. Yüzünde tedirginlik var. 4 yıl önce okulu bırakmış, şu an evde çalışıyor. Kalika beni kırmadı ve yatacak yerine girdi. Hayvanların yattığı bir ahır iki tarafında karanlık odalar var, zindan gibi içerisi hiç gözükmüyor ve bu kız zaman zaman orada yatıyormuş. Toz, yüzlerce sinek ve pislik. Gece orada yattığında neler hissettiğini sordum. “ Nasıl iyi hissedebilirim ki , korkuyorum ve kötü şeyler hissediyorum. “ dedi. Ayrıca çok soğuk ve ben çok üşüyorum derken gözlerindeki tedirgin ifade beni benden aldı. Gazeteci arkadaşın yarım İngilizcesi ve benim de ondan geri kalmayan İngilizcemle Kalika ile anlaşmaya çalışıyoruz. İlk kez 12 yaşında regl olmuş. İlk regl olayında chhaupadi kulübesinde 13 gün kalmış. Kulübede kaldıkları süre içinde besleyici gıdalardan uzak durmaları gerekiyor. Dolayısıyla Kalika 5 gün süreyle süt, pirinç, tereyağ ve bazı sebzelerden yiyemeyecek. Ayrılırken kıza sarılıp öptüm, senin için ve senin gibi olan tüm kadınlar için çok üzgünüm dedim…Hatta çocuklar için aldığım şekerlerden verdim, ne de olsa o da bir korkmuş bir çocuktu. Ona sarıldığımda yüzündeki mutluluğu hiç unutmayacağım. Sonra başka kadınlar geldi, olay tamamen doğalmış gibi gülüyorlardı.

Yandaki köye geçtik, kadınlar harıl harıl çalışıyorlar. Fotoğraf çekme isteğimi hemen kabul ettiler. Sarmaş dolaş eğlenerek fotoğrafımızı çektik. O fakirliğe rağmen hala mutlular. “ ı love you” sesleriyle ayrıldık. Fotoğrafını çektiğim kadınlardan birinin dişleri yoktu. Bana “ bir dahaki gelişinde bana diş getir” dedi. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim, yine de güldüm…. Unutamayacaklarım birisi oldu.

Daha sonra motorla Jincavalley denen yere yola çıktık. Tabi ki bacaklarım felaket ağrıyor, yollar o kadar kötüydü ki.

Kendimi aştım artık, ağzım yara oldu. Hijyen diye bir kelime vardı ne oldu onu bilmiyorum, yemek yediğim yerleri bir görseniz, korkunç ötesi. Yapacak bir şey yok, açız ve yiyoruz… Ayrıca Nepal’in en fakir bölgesinde fakir insanların yemeklerini benimle paylaşmalarına karşılık benim reddetmek gibi bir lüksüm yok.

Şimdi ise bilmem kaçıncı yüzyıldan kalma bir köyde soba başında yazımı yazıyorum. Zor da olsa rehberimin köyüne geldik. Evine varmak için bayağı bir yokuş aşağı indik. Şimdi bütün sıkıntım yarın o yokuşu nasıl çıkacağım. Burada akşam oluyor artık…

Buraya Gelen İlk Türk Turist Benmişim…

Kadınlar toplaşmışlar sohbet ediyorlar ve bana da gülüyorlar. Arkadaşım Ram dedi ki “bu köye gelen 3. turistsin”. Seneler önce 2 Amerikalı gelmiş şimdi ise ben. “ Çok şanslısın ! bin yılda buraya gelen ilk Türk turistsin”. Tabii ki buna çok güldüm. Eve ilk vardığımızda bizi sohbet eden kadınlar karşıladı. Renkli renkli giyinmiş güzel kadınlar… Birisi ev sahibi hala. Ram’a bir şeyler dedi, o da bana ne içersin diye sordu. Ben de sütlü çay dedim. Kadın hiç oralı olmadı öylece dikiliyor. Aradan 10 dakika geçmesine rağmen çay falan yok. Ben de içimden aman boşver dedim. Bir gariplik var dedim ama çözemedim. Kadıncağız bize yaklaşmadan duruyor öylece. Sebebini daha sonra anlayıp üzülecektim.

Hava kararmaya başlamıştı eve yani mutfağa girdik. Buralarda yaşam mutfakta geçiyor. Şimdi ise evin amcası dalbhat (haşlanmış pirinç, mercimek çorbası ve bir iki çeşit sebze yemeği) pişiriyor. Gece ilk defa yalnız olmaktan korktum. Amcanın pişirdiği yemekleri yedik. Dışarıda evin kadınını görmüştüm ama şimdi ortalıkta yok. Yanan sobanın ışığında 4 erkekle otururken bir yandan da gözüm kapıda halayı bekliyorum. Acaba nereye geldim ben, bana bir şey olursa kimsenin haberi olmayacak. Buz kesmiş bir halde köşede sinmiş oturuyorum. Gece ilerledi kadın yok, aklımda deli düşünceler var… Keşke diyorum  nerede olduğumu birine haber verseydim ama geçmiş olsun… Hiç kimse bu köyde olduğumu bilmiyor.

En sonunda arkadaşıma “halan nerede?” diye sordum… Hepsi bir ağızdan gülmeye başladı. Meğerse hala biz oraya gitmeden 1 saat önce regl olmuş. Hemen büyük bir sevinçle halayı görmek istedim. Şu berbat sisteme dahil oldukları için yaşam alanlarına giremediklerinden ötürü beni hala için ayrılmış olan tozlu kirli berbat bir odaya götürdüler. İçerisi karanlık ve fener ışığıyla aydınlanıyordu. Bir tahtanın üzerinde incecik kirli örtüler ve üzerinde ise hala uzanmıştı. Chhaupadi sisteminin yumuşatılmış halini uyguluyorlarmış. Yumuşatılmamış hali nasıl onu bilemiyorum. Ram’le konuştuğumda bu kültürün kalkması gerektiğini söylüyordu bana ve hatta kendi eşi uygulamıyor olmasına rağmen ailede hala yaşatılıyor. Batıl inançlar o kadar güçlü ki kolay kolay vazgeçmeyecekler gibi görünüyor.

Ortamı görünce içim cız etti. Ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Gözlerim doldu ve halaya tekrar sarıldım. Yüzünde buruk bir gülümsemeyle bana bakıyor. Ne kadar güzel bir kadın olduğunu söylemeliyim.

Dondurucu soğukta halayı bırakıp benim için hazırlanan odaya gittim. Sabah fotoğraflarını çekerim, ona sarılırım diye düşünerek uyumuşum. Sabah kalktığımda hala ormana gitmişti ve ben göremedim.  Oda hariç evin hiçbir yerine giremiyor, ahır dahil.

5 gün o odada kalacak. 5 gün boyunca yemek, bulaşık, çamaşır amcaya ait. Sabah amca bize hamur yoğurup sobanın üstünde ekmek pişirdi. Bu benim için olağandışı bir durum, onlar için ise gayet normal, gülüp duruyorlar.

Bana Çavpari Women Adını Taktılar

Amcanın pişirdiği ekmekleri süt ve balla yiyip hoşça kal seremonisinden sonra yola düştük. Dün geceden dertlendiğim yokuşu çıkacağız. Oflaya puflaya inleyerek o tepeye çıktık. Sonra köyün içine girdik. Herkes sabah işlerini yapıyor ve bu arada saat 6.30.

Köyün öğretmeni de bizle birlikte dolaşıyor. Köylülere bu sistemin uygulandığı evleri soruyorlar. Bazıları pek yanaşmıyor. Onlar soradursun ben etrafıma toplaşanlarla gülüşüp duruyoruz.

Kimse kimsenin dilini anlamıyor. İçten bir gülümseme her kapıyı açıyor aslında. Arada bir Törki bir de Çavpari kelimelerini duyuyorum. Çavpari diyince herkes bana bakıp gülüyor. Bu berbat kültürü hala gülerek devam ettirmelerini anlamıyorum gerçekten. Adım “Çavpari women”a çıktı. Onlar utanacaklarına ben utanıyorum. Ne ise aramalar sonuç verdi. Nikita isimli bir kız daha yeni samanlıktan çıkmış. Kırık ama kilitli kapıyı erkekler pek bir hevesle açtılar.  Kapısı kırık dört  duvar, zemin ise saman dolu. Pek hevesli bir adam hemen içeri girip samanları düzelterek “işte yatağı bu” dedi. Bir başkası ise duvara dayalı tahtayı gösteriyor. “Bak diyor işte bunun üstünde yatıyor”. Kız ise kenarda öylece bakıyor. Kendisi adına nasıl da kararlar veriliyor. Sonra Nikita ile fotoğraf çektik.

Geceleri çok korkuyormuş ve çok soğuk olduğu için üşüyormuş. Çok kötü diyor.  Nikita’ya sarıldım, teşekkür ettim. Erkeklere dönüp burada yaşayan kadınlar için üzgün olduğumu söyledim. Nikita öyle arkamdam baktı, ben de dönüp dönüp ona baktım.

İkinci evimizdeki oda daha yaşanılır durumdaydı. Bu sefer karşıma küçücük bir yavru çıktı. Adını bile soramadım, yüzler hep donuk. Tatlı isimsiz kız da çok ufacık. Bu köy için bize köyün okulunun öğretmeni yardım ediyor. O da dil bilmiyor aslında. Ben onların dilini onlar benim dilimi bilmiyor. Dokunarak anlaşıyoruz ve bir de sevgiyle. Benim küçük kızlar ve kadınlar için içimde inanılmaz sevgi var. Karşımdakiler bu sevgimi gayet iyi anlıyorlar. Konuşmadan anlaştığımız için bazılarının hikayelerini bilmiyorum. Yalnızca yüzlerinde ki korkuyu ve çaresizliği görebiliyorum. Bu küçük kız da onlardan biri. Öğretmen yaşlı bir kadınla uzun uzun konuştu, sanıyorum büyükannesiydi. Kadın razı olunca, neredeyse bütün köy kızın yattığı odaya gittik. Her kafadan bir ses fotoğraf çekmeye çalışıyoruz. Erkekler hep gülüyorlar, biraz da bana gülüyorlar aslında. Çavpadi women deyip başlıyorlar gülmeye, bende onlarla birlikte hep beraber gülüyoruz. Küçük kızın fotoğraflarını çekerken büyükanne gururla bakıyor. Acaba neden böyle bir kültürle gurur duyulur ki. Benim anlamam mümkün değil. Bu köy inanılmaz gerçekten, gördüklerim karşısında şaşkınım…

Sabah erken olduğu için herkes kapılarının önünde iş yapıyor. Kimisi taşıma suyla bulaşık yıkıyor. Kimisi çocuk yıkıyor kimisi bir kenarda bit ayıklıyor. Burada buğdaylar olmuş bazıları buğdayları savuruyor ya da laklak ediyorlar. Erkekler boş geziyorlar. Çok güzel bir kadın çocuğunu emziriyor ve bana bakıyor. Burada fotoğraf çekmem için izin istememe gerek yok. Çünkü özel misafirleriyim. Kadınlar Katmandu’daki kadınlara hiç benzemiyor, o kadar güzeller ki. Diğer kadınlar gibi kısa boylu tıknaz değiller. Renkli gözlü, ince ve uzun boylular. Saçlar bellerinde simsiyah ve oldukça gür. Allah özene bezene yaratmış. Köylerin birkaç çeşmesi var. Bu çeşmeler hem sohbet, hem de banyo ve çamaşır alanları. Çeşme başlarında gördüklerimi asla unutmayacağım. Kadınlar bellerine kadar peştemal bağlayıp üst tarafları tamamen çıplak yıkanıyorlar. Aynı yerde erkeklerde donlarıyla yıkanıyorlar.

Görüntüler acayipti ama etnik olmaz diye ben fotoğraf çekmedim. Keşke gören gözlerim olabilseydiniz. Doğayla o kadar iç içe ki hangisi doğa, hangisi insan anlayamadım. Bazen keçisiyle aynı kaptan yemek yiyen insanlar gördüm. Doğa insan, insan ise doğa aslında.

 

Chhaupadi geleneğine dair notlarım…

  • Kulübelerin ve içindeki örtülerin çok pis olduklarını söylemiştim. Kadınlar kulübede kaldığında, bir tahta ve üzerine ince bir saman veya oldukça ince kilim gibi bir şey. Yatak, yorgan ve battaniyelerin verilmemesinin nedeni, ailenin bunları tekrar kullanamayacağıdır. Dağlarda geceleri hava ne kadar soğuk tahmin edemezsiniz.
  • Kadınlar ve genç kızlar genellikle bu durumdan dolayı depresyondaymış.
  • Bu gelenek, uzak batı ve orta batı bölgelerinde sıkı bir şekilde takip ediliyor, ancak tüm ülke genelinde görülüyor.
  • Bir kadın bu geleneği kabul etmeyip kural dışına çıktığında, tanrıların çok öfkeleneceği ve aileye zarar vereceğine inanılıyor. Baskılar sonucu büyük törenlerle tanrılarından af dileyip tekrar sisteme geri dönüyor. Hatta bir daha yapmayacağına söz verdiğinde birkaç damla hayvan idrarı içiriliyormuş. Eğer şans bu ya tam o dönemde aileden biri hastalanmış olsa ya da yılan sokmuş olsa suçlu kurallara uymayan kadın oluyor.
  • 61 yaşındaki Jhan Maya Jaishi ile konuştuğumuzda “ben de eskiden o kulübelere giriyordum. Süt, pirinç, tereyağ bazı meyve ve sebzelerden yiyemiyordum. Biz tanrılarımızı kızdırmaktan korkarız. Bu bizim kültürümüz ve devam etmeli dedi. Bunları söylerken de neşeyle gülüyordu.
  • Köyün birinde ziyaret ettiğimiz bir okulun müdürü, tüm sosyal baskılara direnip eşini regl döneminde kulübelere göndermemiş. Kendisini kutlayıp şu soruyu sordum: Peki size veya ailenize bir şey oldu mu? “Kötü bir şey olmadı. Tüm bu yıllar boyunca, yanlış bir batıl inanışa inanıp kandırılmışız ” dedi.
  • Bu sistemin çok ağır bir şekilde uygulandığı Acham bölgesinde kadınlar bazen hayvanların yanında doğum yapıyormuş. Sağlıksız koşularda doğan bebekler ölüyor anne de hastalanıyormuş.
  • Bazı kadınlar yılan sokması, hipotermi ve ciddi kanama nedeniyle ölüyormuş. Oralarda yaz kış geceleri inanılmaz soğuk oluyor. Ben mayıs ayında iki yün yorganın altında soğuktan donarak uyumuştum.
  • Köylerdeki kadınlar bazen örgütlenip o kulübeleri yakıyorlarmış ama 1 ay sonra yeniden yapılıyormuş.

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM