Bilgi:
Renkli Kadınların Buluştuğu Platform... Siz de hikayenizi yazın yayınlayalım...


Seda Kaya Güler yazdı: Bayan Değil Kadın!

Seda Kaya Güler yazdı: Bayan Değil Kadın!

Gazeteci-Yazar Seda Kaya Güler’in 8. kitabı Bayan Değil Kadın, A7 Kitap tarafından yayınlandı. 36 yıldır gazete ve dergilerde aralıksız yazdığını, kadın-erkek arasındaki toplumsal eşitsizlik ortadan kalkıncaya kadar da yazmaya devam edeceğini söyleyen Güler, “Bayan, kadın olmanın ayıp sayıldığı bir zihniyetin tercih ettiği bir kelimedir” diyor…

“Bayan Değil Kadın” ne anlatıyor?

Bu kitapta amacım, bugüne kadar hep yaptığım ve yazdığım gibi, günlük hayatta karşılaştığımız basit gibi görünen ama etkileri ve sonuçları çok önemli konulara değinmek.Doğru bildiğimiz yanlışlara yanlış bildiğimiz doğrulara dikkat çekmek.

Alışılagelmişin dışına çıkarak aykırı düşünmeye çalışmak.

Bir anlamda ezber bozmak

Mesela; *“Neden yemek yapmayı sadece kadınlar bilmek zorunda?”

7 yaşında küçücük bir kız çocuğundan beklediğimiz bir beceriyi koskoca erkeklerin yapmamasına ve bunu yapmamakla övünmelerine ne demeli?

Tabii ki her KADIN yemek yapmayı bilmeli.

Ama her ERKEK de bilmeli.

Herkesin usta bir aşçı olması gerekmez ama her erkek ve kadın, hem kendilerinin hem de sevdiklerinin karnını doyurabilmeli.

*Aslında bir insanda olması gereken özellikler başka olmalı.

Gelin ve damat adayında aranan kriterlerin başında “İyi bir insan olup olmadığı” gelmeli. Vicdan sahibi midir, kimsenin kötülüğünü ister mi, yapar mı, hayvanlara ve doğaya nasıl davranır vs.

*Veya “Kayınvalide ve pedere anne-baba demek zorunda mıyız?

Çünkü söz konusu olan çok özel kelimeler. Ya çok gönülden söylenmeli ya da söylenmemeli.

Buradaki esas konu, “gerçek anne ve babadan” başkasına anne ve baba demenin ne kadar doğru olduğu?

Samimi geliyor mu, sevdiğiniz birinin annesine anne demek! Onunla sevgili veya evlisiniz diye, annesine anne, babasına baba demek!

Olur da boşanırsanız yeniden yabancı olacaklar ve eğer yeniden evlenirseniz, yeniden evlendiğiniz kişinin annesi ve babasına anne-baba diyeceksiniz!

Benim önerim, isimlerinin sonuna “anne ve baba”yı eklemek…

Bu ve bunun gibi konular er alıyor kitapta.…

Mesela son zamanlarda yeniden gündeme gelen ve bir törene, giderek de sektöre dönüşen kına gecesi eğlenceleri. Bunları hazırlayıp yapan şirketler ortaya çıktı.

Eğlenmek güzel ama neden kına gecesi düzenlendiğini biliyor muyuz? Bu törenler genç kız için mutluluğa giden bir yolun arifesi mi,  yoksa kederin ifadesi mi? Neden kına yakılıyor mesela?

Kına, kurbanlık koça ve askere, özellikle de savaşmaya giden askerlere yakılır. Bir de işte evlenmek üzere olan kıza. Koç kesilecektir, askerin ise ölme olasılığı vardır. İkisi de kurbandır aslında. Peki ya gelin? O da kocaya mı kurban ediliyor?

Kına ağıtlarında ağırlıklı tema ayrılık ve gurbet. Çünkü gelin olan kızın bir daha baba evine dönmeme ve sevdiklerini görmeme olasılığı çok yüksek. O yüzden gelin ağlıyor.

Kitapta ayrıca mutlaka kendi bedenimizi tanımamız gerektiğine değiniyorum. Çünkü bilmiyoruz.

Hayatın gerçek mucizesi döllenmenin nasıl müthiş bir olay bir olduğunun ne kadar farkındayız. Her gün ve herkes tarafından yaşandığı için normal bir olay zannediliyor ve önemsenmiyor ama kadınların hamile kalmaları ve doğum yapmaları gerçek bir mucizevi olay.

Kadınlar her ay adet görüyorlar ama bunun nedeni hakkında bir fikir sahibi değiller. Veya hayatın kaynağı olan kadın yumurtasının ne denli önemli olduğunun ve doğduklarından itibaren yüz binlerce hatta milyonlarca yumurta taşıdıklarından habersizler.

Beynimiz nasıl çalışıyor? Ruhumuzun neyi ihtiyacı var? Kimi duygular neden kadınlardan veya erkeklerden esirgeniyor? Neden hırslı olmak bir erkeğin başarısı olarak değerlendirilirken, kadınlar söz konusu olduğunda ayıplanıyor?

İşte burada “Toplumsal cinsiyet” konusu devreye giriyor.

Kitabın bir bölümü de bu konuya ait.

Bugüne kadar hep yazılarımda kadınlara kendilerini önemsemelerinden, güçlü olmaları gerektiğinden ve zaten güçlü olduklarından söz ettim. Ve güçlerinin farkında olmalarından…

Yine bu konuların altını çizdim.

Ve artık annelik yerine babalığı da tartışmamız gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Erkeklerimiz de sorumluluk almalı.

Her fedakarlığı kadından bekleyemeyiz.

Veya her konuda kadınların önlem almasını.. Erkekler uzayda yaşamıyorlar ya. Yeri geldiğinde “Geleneklerimiz, göreneklerimiz” derler. Peki, öyleyse neden bunlara göre hareket etmiyorlar? Neden eline erkek eli değmemiş kız ararken, kendileri çıktıkları her kızı yatağa atmaya kalkışıyorlar? Kendi kardeşlerinin yapmasını istemediklerini neden sevdikleri kadından bekliyorlar? Sonra da istediklerini yaptığı için beğenmeyip terk ediyorlar?

Daha önemlisi ise, kendilerine hak gördükleri hakları neden kadınlardan esirgiyorlar?

Son sözüm şu: İyi bir toplumun görevi önce erkeklerini terbiye etmektir.

Kötülüklerden korumak için kadınlara yasaklar uygulamak, onları örtmek, kapatmak, sokağa çıkartmamak yerine, kötülük potansiyeline sahip tüm erkekleri eğitmeye çalışmak zorundadır.

Uzun zaman sonra Seda Kaya Güler’den bir kitap gelmesi çok sevindirici… Bu kitabın hazırlama sürecinden bahseder misin?

Yeni medyanın yani sosyal medyanın iyice öne çıkmasının ardından neler yapabileceğimi düşünüyordum. Ve youtube kanalı açmaya karar verdim. Eğer köşem olsa ne yazardım diyerek onu videoya çekmeye başladım. Tam startı verecektim ki geçtiğimiz Ağustos ayında 36 yıllık arkadaşım/sevgilim/kocam/can yoldaşımı kaybettim. Büyük şokun ardından kendimi toplamak ve hava değişimi için ABD’ye Seattle’a gittim. Daha doğrusu kardeşlerim ve en yakın arkadaşım böyle bir organizasyon yaptılar benim için. 3 ay kaldım orada.

Gelir gelmez de A7 Kitap’ın sahibi Arzu Sandal buldu beni ve benden otobiyografik bir kitap yazmamı istedi. Onun hazırlıklarına başladım. 8 Mart yaklaşırken “kadınlarla ilgili ne yapabiliriz?” diye sorunca yıllardır yazdığım yazıları düzenlemeye karar verdim ve işte “Bayan Değil Kadın” çıktı ortaya…

Bu arada youtube’da Seda Kaya Güler kanalı da açtım ve videolar eklemeye başladım… İşte yeni kitabımla ilgili ilk videom:

Kadın hakları kavramıyla ilgili uğraş veren önemli bir isim olarak Türkiye’de geçmişe göre kadın nerede, kadınların şu andaki durumunu özetler misin?

Çok kötü. Hiç olmadığı kadar kötü bir dönemdeyiz. Her yerde özellikle televizyon programlarında, dizilerde ataerkil söylem bangır bangır bağırılıyor. Aklı başında isimler kadın yerine “bayan” demeye başladı. Kadının adı sahiden yok olmaya başladı. Bunun farkında olmamız gerekiyor. Ne yazık ki genç kadınlar ve erkekler de ne yaptıklarının ve neye hizmet ettiklerinin gerçekten farkında değiller. Kadının olmadığı yerde erkeklik de yok olur. Kimse bunun farkında değil.

Son yıllarda ekonomide kadın girişimcilerin sayısında artış görünüyor ya da daha çok kadın öne çıkıyor. Bu konuda neler söylersin?

Kadınlar öne çıkıyor çünkü ülkenin yarısını, dünyanın, toplumun kadınlar oluşturuyor. Bu kadınları eve hapsedemezsiniz. Evet, yarısı öyle. Türkiye’de 15-29 yaş arasındaki her 2 kadından biri eğitimden ve çalışma hayatından uzak. Evde oturuyorlar. Yani en üretken, en verimli, en dinamik çağlarında ne ülke ekonomisine katkıda bulunuyorlar ne de kendilerini geliştiriyorlar. Televizyon seyredip, sosyal medyada paylaşım yapıyorlar. Ve koca bekliyorlar. Bunun yanı sıra girişimci olmak isteyen veya okumak bir meslek sahibi olmak isteyen kadınlar da var. Onları kimse durduramıyor zaten. Nasa’da, her erde kendilerinden söz ettiriyorlar.

Son yıllarda başarılı işlere imza atan pek çok kadının yalnız olduğu gözlüyorum. Başarılı kadınların erkekleri korkuttuğu inanışı doğru mu sence?  Başarılı kadın ve erkeğin bir arada olabilmesi nasıl mümkün olur hangi ortak payda gerekiyor?

Kadınlar olarak erkekleri gereğinden fazla önemsiyor ve yüceltiyoruz. Çünkü toplum bize bunu empoze ediyor. Onun her şeye hakkı var ve her olanaklardan o yararlandığı için çok akıllı ve bilgili zannediyoruz. Büyüdükçe, daha doğrusu kendimizi tanıdıkça ve kendimize olan güven arttıkça bizlerin de onlardan geri kalır bir yanımız olmadığını anlıyoruz.

Kadınlar pek çok konuda erkeklerden önde. Bunu fark edince, erkeklerin kaprisini ve bencilliğini ve “erkeklik” egolarını çekmemeye başlıyorlar. Bütün gün işinde birçok insanı ve şirketi yöneten bir kadın, eve geldiğinde “Niye yemek yapmadın, niye gömleğimi ütülemedin?” diyen bir erkeği niye çeksin ki! Ama o erkek, hayatı paylaşıyorsa ve kadının hayatını kolaylaştırıyorsa, kadın onu niye bıraksın? Uzun süren evliliklere bakın, mutlaka erkeğin kadının hayatını kolaylaştırdığını göreceksiniz. Benim evliliğim de böyleydi. Hayatım boyunca bana engel olmadığı gibi hem önümdeki engelleri kaldırmak için uğraştı.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM