Bilgi:
Renkli Kadınların Buluştuğu Platform... Siz de hikayenizi yazın yayınlayalım...

Nermin Bezmen: “Yüceltemeyeceğim Erkeği  Hayat Arkadaşı Olarak Seçmezdim…

Nermin Bezmen: “Yüceltemeyeceğim Erkeği Hayat Arkadaşı Olarak Seçmezdim…

Son kitabı Unutkan Aşk’ta anlattığı Maya karakterinin Alzheimer olmasıyla hayatının nasıl allak bullak olduğunu bir aşk hikayesi penceresinden anlatan Nermin Bezmen, “Akıl unutur, kalp unutmaz!” diyor…

 

20 yıldır evli Maya ve Atlas’ın aşk dolu evliliği, Maya’ya Alzheimer teşhisi konmasıyla allak bullak oluyor. Nermin Bezmen, günümüzde hayli yaygın olan bu hastalığı, bir aşk hikayesi üzerinden anlatıyor. Bezmen bu kitabı için 8 ay araştırma yapmış. Kendi annesi de Alzheimer’a yakalanmış Nernin Bezmen’in. Eski eşi Pamir Bezmen de beynine pıhtı attıktan bir süre sonra demans sebebiyle, zihinsel melekelerinin bir kısmını kaybetmiş. Çok sevdiği iki insana da kendi bakmış.

 

Nasıl oluyor da konuya bu kadar hakimsiniz? Yakınınızda birileri Alzheimer mı yaşadı?

Evet. Anneciğimi Alzheimer’dan kaybettik. Çok güçlü, müdanasız, hayat dolu, esprili, zarif ve enerjik bir kadındı. Resimle, müzikle, sporla yaşar, sanat olaylarını takip ederdi. Çevresi tarafından sevilir, sayılır, hayranlık duyulurdu. 87 yaşına kadar, yanına yardımcı almasına iknâ edemedik. Alışverişini yapar, apartmanının dört katını yürüyerek çıkar, merdiven tepesinde jaluzilerini tamir ederdi. Torunlarıyla rap yapıp, yerlerde topaç olduğunda 85 yaşındaydı. Sevgi dolu ve anlayışlıydı. Sonra bir gün, o hiç ona ait olmayan sert, kırıcı ses tonlamalarıyla konuşmaları başladı. Ardından içine kapandı, bedbinleşti, sebebini izah edemediği alınganlıkları ortaya çıktı, komşularıyla küsüşmeye başladı. Unutkanlığı farklı boyutlara geçiyordu. Hiç tarzı olmadığı halde, belli konularda mantıklı olmayan inatçı tutturmaları, direnmeleri, aksi söylenince kızgınlıkları baş gösterdi. Bin dereden su getirip, yanımıza taşınmaya ikna ettiğimizde, içimiz rahat etmişti. Ama bu, daha yaşayacağımız o çok acı süreci maalesef ertelemedi…

 

Annenizin Alzheimer süreci ne kadar acılıydı?

-Yardım istemekten ziyade yardıma koşan, yaratıcı ve pratik zekâsı olan, o kadar dolu dolu ve güçlü bir kadındı ki; onun zihinsel, ruhsal ve bedensel olarak çöküşünü, acze düşüşünü izlemek çok acıydı. Yanında son derece kuvvetli durmama rağmen, odasından çıktığımda, hüngür hüngür ağladığım çok olmuştur. İşin kötüsü de ilk başlarda, o aciziyetinin, artık yardımsız yaşayamayacağının, kendisi de farkındaydı ve bu ona çok ağır geliyor, utanıyor, kalbi kırılıyordu ihtiyaç içinde yaşıyor olmaktan. Ama yine de arada bir neşelenir, kendi haliyle alay eder, hepimizi de güldürürdü. Sanırım, bu onun, Alzheimer’a meydan okuma şekliydi.

Karşılıklı sızlanıp, kahırlanmak yerine; onun beynini, faal tutmaya, bizimle hayatı paylaşmasına özen gösterdim. Bedeni izin verdiği ölçüde tabii. En çok çocukluğundan, babasından konuşmayı severdi. Ben de o hikâyeleri artık onun kadar iyi bildiğimden, tekrar tekrar anlattırırdım. Artık nerede yaşadığını bilmediği bir zaman geldi, babasından öğrendiği Rusça’yı, Almanca şarkıları ezbere söylemeye başladı. Yeniden çocukluğuna dönmüştü. Sonra bir gün geldi, o anılar da öldü. Ve annem sessizliğe gömüldü… Artık Alzheimer’a tamamen teslim olmuştu.

 

Nasıl başa çıktınız o süreçle? Ne tür yardımlar aldınız?

Hep okudum, araştırdım ve annemin kişisel ruh halini, değişikliklerini çok yakından izleyip onu anlamaya çalıştım. Onun nasıl kaybolduğunu, nasıl boşlukta, sisler içinde yaşadığını görebiliyordum. Önceleri hep ailemizden, bizlerden, geçmişimizden, sevdiği dostlardan, mekânlardan konular açarak, ilgisini ve hafızasını canlı tutmak için çabaladım. Bir müddet bu konulara katıldı. Sonra yavaş yavaş, kelime haznesi zayıfladı, derken konuşma yeteneği çöküşe geçti ve sonunda her şeye ilgisini kaybetti. Aslında ilgisini değil, bağlantısını kaybetti demeliyim. Ondan sonra da anlatamadıklarını hissetmek, söyleyemediklerini duymak üzere izledim onu. Notlar aldım. Onu kendi gerçeklerime çekmeye uğraşmak yerine; ben, onun yarattığı dünyalara geçişler yapmaya, onunla beraber o yolculukları yaşamaya çalıştım. Hep konuştum. Sakin, yumuşak bir sesle, hep anlattım, anlattım, anlattım…

 

NERMİN BEZMEN: EN SON GÖZLER TERK EDİYOR

 

Hafızanın tamamen gidişinde nasıl oldu?

Alzheimer’da sevdiğin insandan sana en son gözler kalıyor… En son gözler terk ediyor seni. Artık bildiğim annem olmaktan uzaklaşıyordu, farkındaydım. Başka bir dünyaya geçiş yapmıştı. Ama hatırlamadığı bir şeyleri hâlâ arıyor, özlüyor gibiydi. Bizler sarıldığımız, öptüğümüz zaman, aramızdaki sevginin duyguları canlanıyor olmalıydı. Tek tek, kim olduğumuzu çıkaramasa bile, bizlerle duygu zenginliği bağı kuruyordu. Mutlu bakışlarından, tebessümünden görülüyordu bu.

Yanında oturup elini avuçlarıma alıp onunla konuştuğumda, konuşamasa bile, elimi gücü yettiğince sıkar, gözlerimin içine sevgiyle bakardı. Orada bir yerlerde hâlâ benim annem vardı. O anda, beynine lâf geçirebilse, bana sımsıkı sarılıp, sıcacık öpmek istediğini hissederdim. Sonra bir gün, eli avucumun içinde pelte gibi durmaya başladı… Gözleri hâlâ sevgi dolu bakıyordu ama. Sonra bir gün bakışları da dondu. Gözlerinde benim için hiçbir duygu kalmamıştı… O gün annemi artık kaybettiğimi anladım. Giden annemi biliyorum. Ama yeni geleni hiç tanıyamadım. Sadece anlamaya çalıştım, huzur vermeye çalıştım. Sevmeye, hem de çocuğum gibi sevmeye devam ettim ama tanıyamadım.

Siz, eski eşiniz Pamir Bezmen’le de benzer bir süreç yaşadınız. Ona ne kadar süre baktınız? Onunla da annenizle olduğu kadar zorlandınız mı?

Evet, Pamir’ciğim, o pıhtıdan sonra, hızlı bir demans sürecine girmişti. Semptomlar, Alzheimer’dan farklıydı ama süreç aynı derecede acı ve zordu. İki sene boyunca, dalgalar halinde gelen ve her seferinde onu biraz daha aşağıya çeken agresyon ataklarının arasında, hayatındaki aksaklığı irdelediği farkındalık hali sonuna kadar devam etti. “Bana neler oluyor?” sorusunu sık sık dile getirirdi.

Onun hastalığının gidişatının tablosu, anneminkinden farklıydı fakat aynı derecede zordu. Anlaşılamamak kaygısı, fikri sabitler, paranoya demans’ın da parçası. Israrlı takıntıları, sebepsiz, neye olduğu belli olmayan hiddetleri karşısında sakinleştirmeye çalıştım hep. Ona inandığımı, anladığımı ve yardımcı olacağımı söyledim. Kendisini yalnız, çaresiz, anlaşılmaz hissetmemesi için çok hassas ve nazik, büyük bir şefkatle yaklaştım. Hayatı, ikimiz adına öyle sırtladım, ruhsal ve fiziksel olarak.

Daha doğrusu, zihnimde yer bırakan, benim yaşadığım zorluklar değil. Hâlâ daha en çok, o iki güçlü, hayat dolu insanın, nasıl beyinlerindeki bir oyuna kurban gittiklerinin acısı, beni hatırladıkça yoran… Çok gönüllü baktım hem Pamir’ciğime hem de anneciğime. Hiç gocunmadım…

Bu kitabın yazabilmek için ne kadar araştırma yaptınız? Ne kadar bilgi topladınız?
-Sekiz ay kadar, her gün, yüzlerce video izledim. Bilimsel yayınlar, Alzheimer hastalarının evlerinden veya bakımevlerinden hayatlarının akışını gösteren kayıtlar, hastalar, yakınları, doktorları, hemşirelerle röportajlar, dünyanın muhtelif yerlerindeki özel bakım üniteleri hakkında bilgilerle şahsi tecrübelerimi pekiştirdim.

 

NERMİN BEZMEN: BENİM “KEŞKE”LERİM, GELECEĞE DÖNÜK ENDİŞELERİM OLMAZ HİÇ!

Peki şimdi -siz her daim gençsiniz, müthişsiniz, fit ve güzelsiniz ama tabii ki yaş da alıyorsunuz- “Ya benzer şeyler benim de başıma gelirse?” diye düşünüyor musunuz?
-Benim yaş mevhumuyla bir ilgim hiç olmadı. Zaman kavramını farklı algılıyorum sanırım. O, duran bir bulut, ben içinden geçiyorum gibi yaşıyorum zamanı. Kendimle ilgili geçmişe dönük, “Keşke”lerim, geleceğe dönük “Acaba”larım, endişelerim olmaz hiç. Hayatın bana verdiği kadarını ben de içine verebileceğim en fazlasını katarak, doya doya yaşamaya bakarım.  Acıları, hüzünleri, kederleri, yoklukları, yoksunlukları unutarak, tedavi yoluna gitmem. Tam aksine sahiplenip, uzlaşıp ardıma atar, yoluma devam ederim. Yol gittiği kadar… Unutkan Aşk’ı yazarken de Maya’nın yerine geçtim, Maya oldum ve “Benim başıma gelseydi” diyerek sorgulayıp, Maya’yı öyle yönlendirdim.

NERMİN BEZMEN: BAŞIMA GELMEDEN KORKULARLA YAŞAMAM

Hayatta en korktuğunuz şey bu mu? Bir edebiyatçı, bir yazar olarak düşünme melekelerinizin gitmesi, kelimelerinizin, anılarınızın uçup yok olması mı?
Başıma gelmeden korkularla yaşamam! Endişelerim olabiliyor bazen. Unutkan Aşk’ı yazarken, kahramanımı özellikle bir yazar kadın olarak seçtim. Çünkü, böylesine sinsi, hain ve kesin ölümle neticelenen bir hastalığın, teşhisinden itibaren hastanın isyanlarını, med-cezirdeki duygularını, isteklerini, beklentilerini, neler planlayacağını ve bu süreci nasıl yaşamayı seçeceğini ancak kendimden yola çıkarak bu kadar samimi anlatabilirdim.

Siz hem kendinizden büyük bir erkekle evliydiniz, hem de şu anda küçük bir erkekle evlisiniz… Ama sevdiğiniz bütün erkekleri hep yüceltiyorsunuz… Baş tacı ediyorsunuz… Onları bize şahane insanlar olarak sunuyorsunuz… Bize de öyle hissettiriyorsunuz… Bu, öğrenilebilen bir şey mi? Herkes yapabilir mi?
-Ne Pamir’ciğimle evliyken onun benden büyük olduğu hissine kapıldım… Ki 34 buçuk senelik beraberliğimiz vardı… Ne de Tolga’cığımla 10 buçuk senelik hayat arkadaşlığımızda ondan büyük olduğum hissine kapıldım. Bu galiba zamansız ve yaşsız bir kadın oluşumla ilgili… İki eşimle de aramızdaki yaş farkı, ruhsal, duygusal, enerjik uyum olduktan sonra, aynı hayat felsefesini, aynı hayalleri paylaştıktan sonra, söz konusu edilecek farklar değil! Diğer taraftan, erkeklerimi tabii ki hep yüceltiyorum! Yüceltemeyeceğim erkeği zaten hayat arkadaşı olarak seçmezdim. Erkeğimi, onu benim için diğerlerinden farklı yapan değer yargılarından ötürü sevdiğim için, her zaman onun bu değerlerinin kıymetini biliyor, ilişkimizi alışkanlık haline getirmiyor; onu, beni ve bizi özel yapan tarafları besliyorum. Aşkı, sevgiyi, ilgiyi taze, canlı, tutkulu ve coşkulu yaşatmak, hep sevgili kalmak çok önemli.

NERMİN BEZMEN: ERKEKLERİMİ TABİİ Kİ HEP YÜCELTİYORUM 

Nasıl böyle “müthiş bir aşk kadını” yarattınız kendinizden?
-Böyle bir çabam hiç olmadı! Ama evet, hayat böyle yaşanmalı… Buna inanıyorum. Aşk olmadan bir beraberliği herhangi bir sebeple devam ettirmeyeceğimden, baştan sadece dürüst bir aşkı sahipleniyorum… Ve ben kendiliğinden o aşkın kadını oluveriyorum işte! Kimi genç kızımızın, kadınımızın böyle yanlış bir bilgileri oluşmuş: Seksi görünmekle, tahrik edici bir giysi giymekle, beden dili kullanmakla aşkı çağrıştırdıklarını sanıyorlar. Ama aşk bu kadar basit, sığ ve bu kadar görsel değil. Çok daha derin bir konu. Seks ile “aşk yapmalar”ın farkı kadar derin…

Yazının daha geniş halini şuradan okuyabilirsiniz…

Gebelik konusundaki haberleri okumak için tıklayın... gebeliko.com
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM